bazen merak ediyorum. çekirdeklerini ağzımda tutarak kaç tane kayısı yiyebilirim. bazen sıkılıyorum. çok. neyşınıl enthım işe yaramıyor. ben de pançap et e veding'e geçtim o yüzden. o içimi daha çok kemiriyor. ağzımda iki tane kayısı çekirdeği var. gidip mutfaktan başka kayısı almaya üşeniyorum. bu yüzden deneyin sonunu getiremeyeceğim. gene üşengeçliğimin kurbanı oldum. çok mucizevi bir şey oldu. annem düşüncelerimle yaydığım sessiz çığlıkları duymuş olacak ki kayısı getirdi. çekirdeklerini koymam için kase de getirmiş. ağzımı kase yerine kullandığımı söylemeyi unuttum. çenem yoruldu. buna daha fazla devam edemeyeceğim. bıraktım isveçli bilim adamları uğraşsın. ışınlanmayı ben bulucam ama. bi de instant mesicing aparatlarından üç boyutlu cisim göndermeyi. hala burda ne saçmaladığımı bilmiyorum. emin olduğum tek bir şey var, thom söylemeye devam ederse beynimin yerine gelmeyeceği. şikayetçi miyim? ofkoğznat.
23 Haziran 2010 Çarşamba
go sılovli'ye hiç ısınamamıştım zaten.
Gönderen homesick alien zaman: 13:31 0 yorum
Etiketler: şafılı bile tek sanatçının albümleri arasında yapıyorum.
28 Mayıs 2010 Cuma
bilinçaltım çok garip bir yer.
rüyamda itüye giriyodum he. içim hala huzursuzdu ama. içim şimdi huzursuz değil gerçi. ama rüyamda istediğim yerde olmama rağmen huzursuzdu. listelerde adımı göremediğim içindi sanırım. sonra hazırlık binasının yeşil kapısındaki listede adımı 22inci sırada gördüm. nefes aldım. uyandım. bi de ben kep atmak istemiyorum. hava çok sıcak uf.
a fine frenzy- electric twist dinleyin dinlettirin.
Gönderen homesick alien zaman: 10:43 0 yorum
Etiketler: it kicks like a pony
26 Mayıs 2010 Çarşamba
dondurma çubuğu çiğnemek ftw
şimdi yatsam yarın öğlene kadar uyurum mesela. uykum olmasından değil yatağımın yumuşaklığını çok seviyorum ve yapmam gereken başka işler var. he bir de şu an dinlediğim albüm yüzünden tam anlamıyla kafamın içinde filler zıplıyormuş gibi hissediyorum. onun daha güzel bir söyleniş tarzı vardı da gönlüm elvermedi şimdi burda yazmaya. bunu da neden yazdığımı bilmiyorum zaten. sanırım ağzımdaki dondurma çubuğunu çiğnemekten sıkıldım ve tahta tadı çok garip geliyor. he bir de içeri gidip yeniden ders çalışmaya başlamak çok zor. uf çubuk kırıldı. dilimi çubukla bastırıp ayna karşısında bademciklerimi mi görmeye çalışsam. belki bademciklerim çok hoşuma gider ve sırf bademcik ameliyatı yapabilmek için doktor olmaya karar veririm. bu gidişle hitit üniverstesinde bile tıp kazanamam o ayrı. hitit üniversitesinde herşey tek bir odadaymış diyolar. yemekhane, yatakhane, derslik, dekanın odası, labratuar hepsi bir arada. aman geç kaldım derdi yokmuş hiç. deney diye de pamukta fasuyle yetiştirtiyorlarmış. yoksa labaratuvar diye mi yazılıyordu. hiç öğrenemedim doğrusunu. hitit üniversitesi diye bi yer var mı lan.
Gönderen homesick alien zaman: 18:08 1 yorum
Etiketler: acaba çubuğun üstündeki numaralar ne işe yarıyor.
11 Mayıs 2010 Salı
nasıl nefes alıyorduk sahi. unuttum.
bugün annemin doğum günü. bugün ilk defa farklı hayatlarla burun buruna geldim. bugün annemi kaybetmekten korktum. deli gibi. dokunsan ağlarım. başkalarının yardımıma ihtiyacı olabileceğini öğrendim. hayatımın gerçekten çok iyi olduğunun farkına vardım. bugün hıçkıra hıçkıra ağlayan bir babanın sesini duydum. yutkunamadım. nefes alamadım. ruh gibi kalmış bir çocuğun tasviri gözlerimin önünden gitmedi. gitmiyor. bana çok küçük gelen bir miktarın başkalarına hayat kurtarabilecek kadar büyük gelebileceğinin farkına vardım. herkesin aynı şartlarda yaşayamadığının en korkunç örneği beynime kazındı. kızdım. üzüldüm. annemin göz yaşlarını tutamayışını izledim. bugün bir çocuğun asla 8 yaşında olamayacağını kendime kabullendirmeye çalıştım. asla ilk aşkının masasına mektup bırakamayacağını düşündüm. asla denizde yüzemeyeceğini, top oynayamayacağını, koşup zıplayamayacağını öğrendim. inanamadım. inanmak istemedim. aklıma geldikçe ağlamak istedim. sahip olduğum herşeyi vermek istedim. hiçbir işe yaramayacağını bilmek çok acı. ben herşeyimden vazgeçsem bile o çocuğun içi kan dolmaya devam edecek. bir anne babanın çocuklarının ölecek oluşunu nasıl kabullenebileceğini düşündüm. imkansız geldi. annem 42 yaşına bastı bugün. ben ilk defa annemden asla vazgeçemeyeceğimi uzun uzun düşündüm. midem kasıldı. ne kadar şanslı olduğum balyoz gibi beynime indi. derin bir nefes alıp hepsini bırakmak istedim. takıldı. gidip anneme kocaman sarıldım. rahatladım. sonra tekrar hatırladım. annemin nefes alış verişini duyarak uyumak istiyorum ben.
Gönderen homesick alien zaman: 21:35 1 yorum
Etiketler: ne desem gerçekten bilmiyorum ki.
30 Nisan 2010 Cuma
passiflora içip uyumalıyım.
uyurken dişlerimi sıkıyorum ben. istem dışı. bazen uyumakla uyanıklık arasındaki o anda fark ediyorum bunu. ağzımı açıyorum, rahat bırakıyorum dişlerimi. çenemde hissettiğim ağrı kötü oluyor ama. neden yaptığımı bilmiyorum bunu. çoğunlukla kontrol edebildiğim bir şey değil. bazen o kadar sıkıyorum ki dişlerimi çenem kopacakmış gibi hissediyorum. teknik olarak çenemin kopmasını mümkün değil tabi. sadece çok ağrıyor işte. bu yüzden ağzım açık uyumayı deniyorum genelde. o da pek işe yaramıyor gerçi. bir süre gene kapatıyorum ağzımı gene sıkıyorum dişlerimi. uyurken diş gıcırdattığımı söyleyenler de var. hem de korkunç derecede. ama her zaman değil. onu sadece kendimi kötü hissettiğimde veya stresliyken yapıyorum sanırım. 'dün gece gene dişlerin durmadı' dediğinde öyle zamanlara denk geliyor yani. amacım bu noktaya gelmek değildi aslında ama diş gıcırdatmasından geçen seneye gitti aklım. özlediğim insanlar var. bir sene içinde, geçen 10küsür senedir istemediği/ özlemediği şeylere öyle çok alışıyor ki insan durum birden ortadan kalkınca havada yüzüyormuş gibi hissediyor. aslında çok da yeni ve birden olmuş birşey değil. sadece nedense aklıma geldi öylece. bahsetmeye çalıştığım şey odamı başkasıyla paylaşmak. öyle sıradan biri de değil, çok değer verdiğin bir insan olunca birden kaybetmesi de etkiliyor oldukça. bunun etkilerini birden yaşamadım ama zaman zaman yaşıyorum. herkes uyuduğunda ve ben yalnız hissettiğimde dilediğim an uyandırıp konuşabileceğim birinin olmaması sıkıyor arada. sinir krizleri geçirirken benimle birlikte önce kahkahalarıma sonra deli gibi ağlamama sonra gene kahkaha krizime eşlik edecek birinin olmaması kötü geliyor. dağınıklığına ve genelde uyumasına ne kadar kızsam da biriyle odamı paylaşmanın pek de kötü bi fikir olmadığını, hatta genelde güzel olabileceğini bana öğrettiği için mutluyum ayrıca. çünkü bunu asla yapamayacağımı düşünürdüm. yani biriyle kendi evimdeki odam dışında her yeri paylaşabilirdim uzun süreliğine. ama neden bilmiyorum odama karşı aşırı titiz davranıyorum genelde. bu titizliğimin kırılması konusunda yardımı da büyük olmuştur. ve bu hissi özlüyorum arada. belki de özlediğim sadece sürekli konuşup kafamı meşgul edebilen ve gecenin bir yarısı attığı kahkahasıyla bütün odayı çınlatan birinin varlığıdır. bir de sağ tarafta çıkan 20lik dişim gerçekten acı vermeye başladı.
Gönderen homesick alien zaman: 22:41 0 yorum
Etiketler: aqualung dinleyin dinlettirin, aslında passiflora içmem bile.
25 Nisan 2010 Pazar
beynimin patlamasını istemiyorum. gerçekten.
Where the wild things are bünyede winnie the pooh etkisi yaratıyor. izlerken mayışıyorsun, sonunda suratında max'inki gibi bir gülümseme kalıyor. sevdiğin birine sarılmak istiyorsun. en yakın dostuna annene belki. uyusam, başımı okşasa biri hissi sarıyor bünyeyi. sonra evde yalnız olduğun için bütün yastıkları yatağa toplayıp, onlara sarılıp uyuyorsun. en azından bana olan buydu. yalnız izlenmemesi gereken yumuşacık bir film. profiterollü dondurmanın arkadaşlığına güvenmemeli, zira çabuk tükeniyor kendisi.
140 karaktere sıkıştırırak yazmaya çok alışmışım. bloga yazma hissini unutalı çok olmuş. yeniden hatırlamak güzel ama. uzun uzun, sınırsız yazmayı özledim. bu yazıyı yazarken 10 kez silip baştan yazdım. hala birşeye benzememiş gibi geliyor ama olsun. cümle kurmadaki kararsızlığımı bırakamamışım bunu gördüm. bir de ilk defa, önce not defterine değil direkt buraya yazıyorum. bak gene dondum kaldım. ekranı izliyorum. kulağımda da si yuğ on dı muuğn çınlıyor. keşke biz de birbirimizi kollayıp, gerçek bir yığın olup birlikte uyuyabilsek.
1234
uzun zamandır yapmak istediğim şeydi burayı düzenlemek. baya boşlamıştım artık ertelememek gerek. temizlik iyi geldi. yeniden başlayacağım buraya yazmaya. ne tür şeyler olacağını bilmiyorum. sevdiğim gibi olacak gene. belirsizlikten biraz daha sıyrılmış şeyler belki. en yakın zamanda yazacağım. bir yerden başlamam gerekti. yarım bırakmak yok. bakalım.
Gönderen homesick alien zaman: 12:24 2 yorum
Etiketler: değişmeyen şey hala etiket bulmakta zorluk çekmemmiş
